arşiv

‘Osmanlı’ kategorisi için arşiv

Osmanlı’da Yardımlaşma – Osmanlı Sadaka Taşları

Pazartesi, 07 Haz 2010 Murat GÖNEN yorum yok

Toplumların daha sağlıklı ve her bakımdan huzurlu bir şekilde yaşamasını temin gayesiyle insanlara ve hatta hayvanlara yardım prensibini kanun haline getiren İslam, maddi imkan sahibi olanların bu prensibe göre hareket etmelerini istemektedir. Gerek Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde gerekse Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnetinde yardımlaşma ile ilgili pek çok emir bulunmaktadır. Bu emirler, bir taraftan topluma, bir taraftan da bu toplumu meydana getiren fertlere sosyal bir sorumluluk yüklemektedir.

Bilindiği gibi İslam, gelişinden itibaren ulvi ve insani gayeleri hedef olarak seçen her müesseseyi geliştirmeye ve ileriye götürmeye çalışmıştır. Bu bakımdan ihtiyaç içinde bulunan insanları bu sıkıntılarından kurtarmak için sadaka, zekat ve kurban ile vakıf gibi sosyal yardımla ilgili kurumların devamlı bir şekilde faaliyette bulunmalarına yardımcı olmuştur. Dinimiz, bunu basit bir yardım olarak değil, ibadet şekline sokmakla maddi imkanları olan kimselerin ölümlerinden sonra da yaptıkları bu hizmet ve fedakarlıkların karşılığını göreceklerini belirtmiştir. Söz gelimi, maddi bir karşılık beklemeden başkalarına yardım etmek gibi yüksek ve fevkalade güzel bir düşüncenin mahsulü olan vakıf kurumu, yüzyıllarca İslam ülkelerinde büyük bir ehemmiyet kazanmış, sosyal ve ekonomik hayat üzerinde derin izler bırakmış dini ve hukuki bir müessesedir.

İslam’ın yardımlaşma ile ilgili emir ve prensiplerinden doğan vakıf sistemi, Kur’an ve sünnete dayanmaktadır. Ebu Hüreyre (r.a.)’den nakledilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber: “İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. Ancak devam eden sadaka (sadaka-i cariye) sahibi, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden evlat bırakanların amel defterlerinin hayır hanesi açık kalıp kapanmaz.” (Müslim, Vasıyye, 14; Ebû Davud, Vesâyâ, 14; Tırmizî, 36) buyurmuştur. Hadisçiler, “sadaka-i cariye”yi vakıf ile tefsir etmiş ve sadaka devam ettiği müddetçe sevabının da devam edeceğine inanmışlardır. Bu ve benzer diğer hadisler içindir ki, İslam dünyasında ve özellikle Osmanlı aleminde insanlar vakıf kurma hususunda adeta birbirleri ile yarışmışlardır. Bu anlayışın bir sonucudur ki, daha önceki Müslüman devletler ile Osmanlı Devleti’nde sadece insanlar için değil, çevre ve hayvanlar için de vakıf tesislerinin meydana getirildiği görülür. İnsanların gıda, sağlık, eğitim, ibadet, ulaşım ve ticaret gibi nice ihtiyaçları hep vakıflarca karşılanır. Hayır işleme ve vakıf kurma hususunda bu kadar geniş bir sahaya el atılmasının sebebi de “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olan; malın en hayırlısı, Allah yolunda harcanan; vakfın en hayırlısı da insanların en çok duydukları ihtiyacı karşılayandır.” anlayışıdır.